-- EĞİTİCİ YAZILAR --

ÇOCUK YAŞADIKÇA ÖĞRENİR

Eger bir çocuk sürekli elestiriliyorsa,
 KINAMA VE AYIPLAMAYI ÖGRENIR.
Eger bir çocuk kin ortaminda büyüyorsa,
 KAVGA ETMEYI ÖGRENIR.
Eger bir çocuk alay edilip asagilaniyorsa,
SIKILIP UTANMAYI ÖGRENIR.
Eger bir çocuk devamli utanç duygusuyla egitiliyorsa
 KENDINI SUÇLAMAYI ÖGRENIR.
Eger bir çocuk hosgörü ile yetistiriliyorsa,
SABIRLI OLMAYI ÖGRENIR.
Eger bir çocuk desteklenip yüreklendiriliyorsa,
KENDINE GÜVEN DUYMAYI ÖGRENIR.
Eger bir çocuk ögülüyor ve begeniliyorsa,
 TAKDIR ETMEYI ÖGRENIR.
Eger bir çocuk hakkina saygi gösterilerek büyütülüyorsa,
 ADIL OLMAYI ÖGRENIR.
Eger bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaslik görüyorsa,
 BU DÜNYADA MUTLU OLMAYI ÖGRENIR.  
Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış...
            Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar  beğenirmiş...Ve onu "Renklerin Ustası" anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa  da; kısaca Ranga Guru derlermiş... 
Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini  tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru'ya götürmüş ve ondan  resmini değerlendirmesini istemiş... 
Ranga Guru ise; 
- Sen artık ressam sayılırsın Racaçi.. Artık senin resmini halk değerlendirecek.  diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş.  Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere  çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raciçi  denileni yapmış Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş  ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor...
Çok üzülmüş tabii.Emeğini ve  yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki.. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru'ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş.  Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş.  Raciçi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru'ya götürmüş.  Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru... 
Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya,  birkaç fırça ile birlikte...  Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden  bir yazı ile birlikte bırakmasını istemiş.
Raciçi denileni yapmış...  Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da, boyalar da kullanılmamış.. 
Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru'ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış.. 
Ranga Guru ise; 
Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne  kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün... 
Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı..  Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin... 
Yapıcı olmak eğitim gerektirir...
Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi...
  Sevgili Raciçi Mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın...
  Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan  alamazsın...
Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur...
Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma...  demiş...
BÜYÜK TAŞLAR

Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar düzenleniyor.  İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen, çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine:
-   Hadi, küçük bir sınav yapalım" demiş.

Masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş. Sonra bir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş. Kavanozda taş parçaları için yer kalmayınca sormuş;
 - "Kavanoz doldu mu?"
Sınıftaki herkes,
- "Evet, doldu" yanıtını vermiş.
- "Demek doldu ha" demiş öğretmen.

Hemen eğilip bir kova küçük çakıl taşı çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş, kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmişler...
Yeniden sormuş öğrencilerine:
- "Kavanoz doldu mu?"

İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler,
- "Hayır, tam da dolmuş sayılmaz" demişler.

- "Aferin" demiş zaman kullanım hocası. Masanın altından bu kez de bir kova dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş. Ve sormuş yeniden:
- "Kavanoz doldu mu?"
- "Hayır dolmadı!" diye bağırmış öğrenciler. Yine
- "Aferin" demiş hoca.

Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış.
Sormuş:
- "Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkarttınız?"
Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış:
- "Şu dersi çıkarttık. Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz."
- "Hayır" demiş öğretmen. "Çıkartılması gereken asıl ders şu; Eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız."

Ve tabii, herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş:
- �Yaşamınızdaki büyük taş parçaları hangileri? Onları ilk iş olarak kavanoza koyuyor musunuz? Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parçaları dışarıda mı bırakıyorsunuz?"
2